ISSN: 2149-2417
Sayı : 22 / Nisan - 2022

Sayı : 22 / Nisan - 2022


HAKEMLİ MAKALELER /REFEREED ARTICLES
1.
CHRISTIAN FELBER’İN TOPLUM YARARI EKONOMİSİ (TYE)’NİN TEMEL ESASLARI VE UYGULAMA ALANLARI
FUNDAMENTALS AND APPLICATIONS OF CHRISTIAN FELBER'S COMMON GOOD ECONOMY
Dr. Yunus KÖLEOĞLU / Prof. Dr. Ali SEYYAR

ÖZ:

Küresel çapta ortaya çıkan finansal krizler, artan işsizlik, gelir dağılımındaki adaletsizlikler, iklim değişikliği gibi sosyo-ekonomik ve çevresel sorunlar nedeniyle alternatif ekonomik sistemlere yönelik arayışlar, kendini her zamankinden daha fazla hissettirmektedir. Sosyal refah sağlamayan sürekli iktisadi büyüme baskısı yerine haksız rekabeti ortadan kaldıran ve ekonomi hayatında da toplum yararına işbirliğini temin eden yeni ekonomi modellerin başında son yıllarda Toplum Yararı Ekonomisi (TYE) modeli gelmektedir. Bu makalede, teori ve pratik yönleriyle ayrıntılı bir biçimde TYE’nin kitabını yazan Avusturya doğumlu Christian Felber'in ekonomi modelinin unsurları ve uygulama alanları, objektif kriterlere göre ele alınacak ve eleştirel yönleriyle değerlendirilecektir. Öncelikle yöntemsel olarak birinci bölümde literatür taramasına dayalı toplum yararı bağlamında temel kavramlar, tarihsel ve anayasal arka planı da dikkate alarak açıklığa kavuşturulacaktır. İkinci bölümde ise Felber’in TYE modelinin diğer ekonomi sistemlerinin içindeki konumu, makro-ekonomik, finansal, sosyal politika ve mikro (işletmecilik) boyutuyla irdelenecek ve en nihayetinde modele yönelik eleştirel görüşlere de yer verilecektir. Sonuç itibariyle TYE modelinde insan onuru, dayanışma ve çevre sağlığı bağlamındaki önerilerin, toplum hayatında olduğu kadar iktisat dünyasında da her zaman geçerli değerler olduğundan hareketle, mevcut neo-liberal sistemlerin de iyileştirilmeye muhtaç olduğu kanaatine varılmıştır.



Anahtar Kelimeler : Toplum Yararı-Ekonomisi, Toplum Yararı Matrisi, Toplum Yararı Bilançosu, Rekabet, İşbirliği, İnsan Onuru.
ABSTRACT:

Due to the global financial crises, increasing unemployment, inequalities in income distribution, and socio-economic and environmental problems such as climate change, the search for alternative economic systems makes itself felt more than ever. In recent years, the Common Good Economy (CGE) model is one of the leading new economic models that eliminates unfair competition and ensures cooperation for the benefit of society in economic life, instead of the constant pressure of economic growth that does not provide social welfare. The aim of this article is to examine the elements and application areas of the economic model of Austrian-born Christian Felber, who wrote the book on CGE in detail with its theory and practical aspects, and will be critically evaluated. First of all, methodologically, in the first part, the basic concepts in the context of community benefit based on literature review will be clarified by taking into account the historical and constitutional background. In the second part, the position of Felber's CGE model in other economic systems will be examined in terms of macro-economic, financial, social policy and micro (business) dimensions, and finally, critical views on the model will be included. As a result, it has been concluded that the existing neo-liberal systems are in need of improvement, considering that the suggestions in the CGE model in the context of human dignity, solidarity and environmental health are always valid values in the economic world as well as in the social life.



Keywords : Common Good Economy, Common Good Matrix, Common Good Balance Sheet, Competition, Cooperation, Human Dignity.

2.
DÖRDÜNCÜ SANAYİ DEVRİMİ, ÇALIŞMA HAYATI VE SENDİKALAR
FOURTH INDUSTRIAL REVOLUTION, WORKING LIFE AND TRADE UNIONS
Prof. Dr. Aysen TOKOL

ÖZ:

Birinci Sanayi Devrimi’nden Dördüncü Sanayi Devrimi’ne kadar tüm sanayi devrimleri ekonomik, siyasi, sosyo-kültürel, yasal hemen her alanda köklü dönüşüme neden olmuş, bu doğrultuda çalışma hayatında da büyük bir dönüşüm yaşanmıştır. Bu dönüşüm çalışanlar ve sendikalar açısından hem bir fırsat hem de bir tehdit oluşturmuştur. Dördüncü Sanayi Devrimi’ne geçiş ile birlikte bu yeni sürecin çalışma hayatını nasıl etkileyeceği konusu giderek daha fazla önem kazanmaya ve tartışılmaya başlanmıştır. Günümüzde henüz Dördüncü Sanayi Devrimi’nin çalışma hayatı üzerine etkileri konusunda fikir birliği bulunmamakta, bu konuda uluslararası örgütler tarafından ve literetürde birbirinden farklı görüşler ileri sürülmektedir. Bu makalenin amacı; öncelikle Dördüncü Sanayi Devrimi’ni ortaya çıkaran koşulları ele almak daha sonra bu devrimin çalışma hayatı üzerine etkilerini incelemektir. Makale son olarak sendikalar açısından konuyu ele almaktadır.



Anahtar Kelimeler : Dördüncü Sanayi Devrimi, Akıllı Fabrika, İstihdam, Platform Çalışma, Adil Geçiş.
ABSTRACT:

Since the First Industrial Revolution, all industrial revolutions caused radical transformations in economic, political, socio-cultural and legal fields, as well as working life. This transformation has created both an opportunity and a threat for employees and trade unions. Effects on working life has become more important and has been under discussion with the transition to the Fourth Industrial Revolution. Nowadays there is no clear consensus on the effects of the Fourth Industrial Revolution on working life, different opinions are put forward in literature and by international organizations. The purpose of this article, first of all, is to deal with the conditions that caused the Fourth Industrial Revolution, and then, to examine its on working life. Finally, the article deals with the issue in terms of trade unions.



Keywords : Fourth Industrial Revolution, Smart Factory, Employment, Platform Work, Just Transition.

3.
GENÇ YOKSULLUĞUNUN EŞİKTELİK YAKLAŞIMI İLE DEĞERLENDİRİLMESİ
THE EVALUATION OF YOUTH POVERTY WITH THE LIMINALITY APPROACH
Emine Elif AYHAN

ÖZ:

Bu çalışmada gençlik döneminde görünürlük kazanan yoksulluk nedenlerinin eşiktelik yaklaşımı ile birlikte değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Çalışmanın temel kabulü, gençlerin henüz çocukluk evresinden çıkmaları ve yetişkinlik evresine uyum sağlayamamalarından dolayı yoksulluk riski ile yüz yüze gelmeleridir. Bu bağlamda genç yoksulluğu ile eşiktelik yaklaşımı arasında ilişki kurulacaktır. Çünkü eşiktelik yaklaşımı, bireyin mevcut rolünden koptuğu ve yeni rolünü kabullenemediği bir geçiş evresini ifade etmektedir. Bu çalışma, yoksulluğun gençlere düşen payında, öne çıkan eşik dönemin etkilerini içerdiğinden önemlidir. Toplumsal refahı sağlamaya yönelik dönüştürme potansiyeline sahip gençlerin, yoksulluk riskinden uzak tutulması gerekmektedir. Bunun için hükümetler, genç yoksulluğunun dinamiklerini daha iyi anlamalı ve yoksulluğa karşı gençleri koruyan politikaların güçlendirilmesine yönelik adımlar atmalıdır.



Anahtar Kelimeler : Yoksulluk, Genç Yoksulluğu, Eşiktelik Yaklaşımı.
ABSTRACT:

This paper aims to evaluate the causes of poverty that became visible in the youth period together with the liminality approach. The basic assumption of the study is that young people come face to face with the risk of poverty because they have yet to come out of the childhood stage and cannot adapt to the adulthood stage. In this context, a relationship will be established between youth poverty and the liminality approach. Because the liminality approach refers to a transitional stage in which the individual breaks away from his current role and cannot accept his new role. This study is important because it includes the effects of the prominent liminal period on the share of poverty for the youth. Young people, who have the potential to transform to provide social welfare, should be kept away from the risk of poverty. For this, governments should better understand the dynamics of youth poverty and take steps to strengthen policies that protect youth against poverty.



Keywords : Poverty, Youth Poverty, the Liminality Approach.

4.
KAMU SEKTÖRÜNDE ÇALIŞAN KADIN KAMU GÖREVLİLERİNİN SENDİKAL ÖRGÜTLENMESİ ÜZERİNE BİR İNCELEME
A REVIEW ON THE UNIONISATION OF WORKING WOMEN IN THE PUBLIC SECTOR
Arş. Gör. Zahide PEKER / Doç. Dr. Gökçe CEREV

ÖZ:

Tarihin her döneminde kadınlar ekonomik faaliyetlerde yer almışlardır. Kadın emeğinin ekonomik faaliyetlerde bulunmasının dönüm noktası Sanayi Devrimi’dir. Sanayi Devrimi sonrası kadınlar emeklerini bir ücret karşılığı sunarak işgücü piyasalarında yer almaya başlamışlardır. Kadınların emeklerini sunduğu önemli sektörlerden biri de kamu sektörüdür. Kamu çalışma ilişkilerinin kendine özgü yapısı kadın emeği açısından önemlidir. Kamu çalışma ilişkilerinin önemli aktörlerinden birisi olan kamu görevlileri sendikaları için kadın kamu görevlileri, büyük bir gücü temsil etmektedir. Bu çalışmanın amacı, kamu görevlileri sendikalarında kadın kamu görevlilerinin genel görünümünü sendikal istatistikler bağlamında incelemektir. Çalışma, kamu çalışma ilişkilerinde kadın görevlilerinin nicel yapısının kamu görevlileri sendikaları tarafından hangi düzeyde kullanılabildiğinin tespiti açısından önemlidir. Çalışmada öncelikle literatür taraması yapılmış, sonra istatiksel veriler karşılıklı olarak analiz edilerek yorumlanmıştır. Çalışmanın sonucunda, kadın kamu görevlilerinin sendikalara katılımlarının ve aktif olarak sendikal faaliyetlerde bulunabilmelerinin sağlanması için tavsiyelerde bulunulmuştur.



Anahtar Kelimeler : Kamu Sektörü, Kamu Görevlisi, Kadın, Sendika.
ABSTRACT:

Women have been involved in economic activities throughout history. The Industrial Revolution marked a watershed moment in women’s labour to engage in economic activities. Following the Industrial Revolution, women have begun to take part in the labour market by exchanging their labour for a wage. The public sector is among the major sectors in which women offer their labour. The unique structure of public labour relations is also important for women’s labour. Women public servants represent a significant power source for public servants’ unions as one of the important actors in public labour relations. This study aims to examine the general outlook of women public servants in public servants’ unions in the context of trade union statistics. This study is noteworthy in determining to what extent of the quantitative structure of women employees in public labour relations can be used by public servants’ unions. The research began with a literature review, followed by a reciprocal analysis and interpretation of statistical data. As a result of the study, suggestions were made to ensure that women public servants take part in unions and actively engage in union activities.



Keywords : Public Sector, Public Servant, Women, Union.

5.
MESLEK HASTALIĞINDA KUSUR TARİHİNİN BELİRLENMESİ
THE PROBLEM OF DETERMINING THE DATE OF TORT IN OCCUPATIONAL DISEASE
Av. Doç. Dr. Sami NARTER

ÖZ:
"

İş kazası ya da meslek hastalığından kaynaklanan tazminat davalarında; gerçek zarar hesabı ve işletilecek faizin başlangıç zamanı bakımından, kusurun (akdi kusur veya haksız fiilin) ortaya çıktığı tarihin esas alınması gerekmektedir. Yargıtay, meslek hastalıklarında haksız fiil tarihini çalışanda oluşan meslekte sürekli iş göremezlik oranının raporla belirlendiği tarih olarak kabul etmektedir. Danıştay ise meslek hastalığından doğan zararın tazmini için idareye başvuru tarihini esas almaktadır.

Kanaatimizce bu kabuller hatalıdır. Çünkü, zararın doğmaya başladığı tarih rapor tarihi değildir. Rapor tarihi sadece iş göremezlik oranının belirlendiği tarihtir. Zarar bundan çok önce doğmuştur. Örneğin, meslek hastalıkları iş sağlığı ve güvenliği önlemleri alınmadığından veya önlemler gereği gibi alınmadığından (yetersizliğinden) kaynaklanmaktadır. Yani, işverenin akdi kusurundan kaynaklanmaktadır. İşverenin kusuru iş göremezlik oranının belirlendiği tarihte değil çalışmanın gerçekleştirildiği sırada, yani çok daha öncesinde mevcuttur. Bu durumda, işverenin kusuruyla meslek hastalığının oluşmaya başladığı tarih işyerine ilişkin teknik bilirkişi raporlarına dayalı olarak hekim raporuyla belirlenmeli ve yapılacak gerçek zarar hesaplamaları ile faiz başlangıcında bu tarih esas alınmalıdır.

"

Anahtar Kelimeler : Meslek Hastalığı, Akdi Kusur, Haksız Fiil, Meslek Hastalığında Akdi Kusur, Meslek Hastalığında Akdi Kusur Başlangıç Zamanı.
ABSTRACT:
"

In compensation cases arising from work accident or occupational disease; In terms of the actual loss calculation and the starting time of the interest to be charged, the date on which the fault (contractual fault or tortious act) occurred should be taken as a basis. The Court of Cassation accepts the date of wrongful act in occupational diseases as the date on which the rate of permanent incapacity for work in the profession is determined by the report. The Council of State, on the other hand, takes the date of application to the administration as a basis for compensation.

In our opinion, these assumptions are wrong. Because the date on which the damage begins to arise is not the date of the report. The report date is only the date on which the rate of incapacity is determined. The damage was born long before that. For example, occupational diseases result from not taking occupational health and safety precautions or not taking the necessary precautions (insufficiency). That is, it is due to the employer's contractual fault. The fault of the employer does not exist at the time the disability rate is determined, but at the time the work is carried out, that is, much earlier. In this case, the date on which the occupational disease started to occur due to the fault of the employer should be determined by the doctor's report based on the technical expert reports regarding the workplace, and this date should be taken as the basis for the calculations to be made and the beginning of the interest.

"

Keywords : Occupational Diseases, Contractual Fault, Tort, Contractual Fault in Occupational Disease, Contractual Fault Starting Time in Occupational Disease.

6.
REFAH İLE KALKINMA: KALKINMACI REFAH DEVLETİ VE SOSYAL İNOVASYON
DEVELOPMENT THROUGH WELFARE: DEVELOPMENTAL WELFARE STATE AND SOCIAL INNOVATION
Doç. Dr. Doğa Başar SARIİPEK

ÖZ:

Refah devleti, toplumların kalkınmışlık seviyelerinin önemli göstergelerinden biridir. Ekonomik temellerin sağlam olduğu, demokratik değerlerin yerleşik ve güçlü olduğu, sosyal vatandaşlık haklarının korunduğu ve insanların yaşam kalitesinin yüksek olduğu toplumlar genellikle refah devleti olarak adlandırılır. Bu yoruma göre, refah devleti gelişmişliğin bir aşaması ve sonucudur. Ancak bu modernist kalkınmacı bakışın aksine, refah devletini kalkınmanın bir sonucu olarak değil, sebebi olarak görmek de mümkündür. Kalkınmacı refah devleti olarak somutlaşan bu model, sosyal sektörlere yapılacak yatırımlar öncesinde belli bir kalkınmışlık düzeyini beklemek gerekmediğine, tam aksine kalkınmanın bu yatırımlar sayesinde gerçekleşeceğine dayanmaktadır. Kalkınmacı refah devletinin, kalkınma politikalarında önemli bir alternatif teşkil ettiğini savunan bu çalışma, sosyal politikaların ve ekonomi politikalarının birbirine koşut ve birbirini destekler biçimde tasarlanması ve uygulanması gerektiği iddiasından hareket etmektedir. Sosyal inovasyon uygulamaları ise bu süreci kolaylaştıran araçsal bir işlev üstlenebilmektedir. Bu şekilde daha sağlam temellere dayanan sosyal politikalar sayesinde kalkınma ve refah devletine dönüşme sürecinin daha hızlı ve kolay olacağı kesindir.



Anahtar Kelimeler : Refah Devleti, Kalkınmacı Refah Devleti, Sosyal İnovasyon.
ABSTRACT:

Welfare state is one of the important indicators of the development level of societies. Societies where economic foundations are solid, democratic values ​​are well established, social citizenship rights are protected and quality of life is high are generally called welfare states. According to this interpretation, welfare state is a stage and result of development. However, contrary to this modernist developmentalist view, it is possible to see the welfare state as the cause of development, not as a result. This model, embodied as a developmental welfare state, is based on the fact that it is not necessary to wait for a certain level of economic capability before the investments to be made in the social sectors; on the contrary, the development will be realized thanks to these investments. This study, which argues that the developmental welfare state constitutes an important alternative in development policies, is based on the claim that social policies and economic policies should be designed and implemented in parallel and in a way that supports each other. Social innovation practices, on the other hand, can assume an instrumental function that facilitates this process. In this way, it is certain that the process of transformation into a development and welfare state will be faster and easier for societies thanks to social policies based on more solid foundations.



Keywords : Welfare State, Developmental Welfare State, Social Innovation.

SÖYLEŞİ /INTERVIEW
7.
SÖYLEŞİ
INTERVIEW
Prof. Dr. Yücel UYANIK


/SUPREME COURT DECISIONS
8.
"ANAYASA MAHKEMESİ KARARI (T.C. RESMÎ GAZETE TARİHİ: 28 ARALIK 2021 SALI / SAYI: 31703) "
SUPREME COURT DECISION (OFFICIAL GAZETTE DATED: 28 DECEMBER 2021, TUESDAY / ISSUE: 31703)



9.
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI (T.C. RESMÎ GAZETE TARİHİ: 30 ARALIK 2021 PERŞEMBE / SAYI: 31705)
SUPREME COURT DECISION (OFFICIAL GAZETTE DATED: 30 DECEMBER 2021, THURSDAY / ISSUE: 31705)



10.
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI (T.C. RESMÎ GAZETE TARİHİ: 13 OCAK 2022 PERŞEMBE / SAYI: 31718)
SUPREME COURT DECISION (OFFICIAL GAZETTE DATED: 13 JANUARY 2022, THURSDAY / ISSUE: 31718)



11.
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI (T.C. RESMÎ GAZETE TARİHİ: 27 OCAK 2022 PERŞEMBE / SAYI: 31732)
SUPREME COURT DECISION (OFFICIAL GAZETTE DATED: 27 JANUARY 2022, THURSDAY / ISSUE: 31732)



12.
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI (T.C. RESMÎ GAZETE TARİHİ: 11 ŞUBAT 2022 CUMA / SAYI: 31747)
SUPREME COURT DECISION (OFFICIAL GAZETTE DATED: 11 FEBRUARY 2022, FRİDAY / ISSUE: 31747)



13.
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI (T.C. RESMÎ GAZETE TARİHİ: 05 NİSAN 2022 SALI / SAYI: 31800)
SUPREME COURT DECISION (OFFICIAL GAZETTE DATED: 05 APRIL 2022, TUESDAY / ISSUE: 31800)



Türk Metal Sendikası